Başlarken..
Rüzgarın bir enerji kaynağı olarak kullanılması 20.yy’ın en önemli buluşlarından birisidir. Buhar makinelerinin ve takiben fosil yakıtları enerjiye çeviren diğer teknolojilerin yoğun olarak kullanılması, rüzgar enerji sistemlerinin hiçbir zaman ciddi bir şekilde kullanım alanı bulamayacak oyuncaklar gibi görünmesine yol açmıştı. 1950’lü yılların ortasından itibaren durum bu şekildeydi. 1960’lı yılların sonuna doğru bu durum rüzgar enerji sistemleri lehine biraz değişir gibi görünmesine rağmen, rüzgar türbinleri ciddi anlamda sahneye çıkabilmek için 1990’lü yılları beklemek zorunda kaldı.
Ne olduğunu tam olarak anlayabilmek için rüzgar elektrik tarihine yöne veren 5 önemli faktöre göz atmakta fayda var. Dünyanın fosil yakıt rezervlerinin bitmekte olduğunun ve bu yakıtları enerji üretiminde kullanmanın zarar verici etkilerinin farkına çarpıcı bir şekilde varılması bir çok insanı alternatif enerji kaynakları arayışına itti. İkinci faktör potansiyelle ilgilidir. Rüzgar dünyanın her tarafında esmektedir ve bazı bölgelerde ciddi enerji yoğunluğu vardır. Rüzgar enerjisi geçmişte mekanik enerji kaynağı olarak ve taşımacılıkta da yoğun bir şekilde kullanıldı. Bu kaynaktan yeniden faydalanmak akla uygun görünmektedir. Üçüncü olarak rüzgar elektriğine ulaşmak için yeterli bilgi birikimine zamanla ulaşılmıştır. Kuşkusuz ki bu teknoloji birikiminin büyük bir kısmı farklı alanlarda farklı amaçlara ulaşmak için geliştirilmiştir. Fakat rüzgar türbinlerine uygulanabilir olmaları, bu alandaki devrimsel gelişmelerin önünü açmıştır.
Bu üç faktör rüzgar türbinleriyle enerji üretmenin yeniden gündeme gelmesini sağlamıştır, fakat yeterli olmamıştır. İki faktörün daha rüzgar elektrik sistemlerinin ilerlemesine katkıda bulunması gerekmiştir; birincisi rüzgardan yeniden farklı bir şekilde faydalanmak için ortak bir vizyon, diğeri de gelişmeyi hayat geçirmek için siyasi bir irade ve politika.
Rüzgar enerjisinden farklı bir şekilde faydalanma vizyonu 1960’lı yıllarda Poul la Cour, Albert Betz, Palmer Putman ve Perey Thomas gibi sektörün duayenleriyle ortaya çıkmıştır. Johannes Juul, E.W. Golding, Ulrich Hütter ve William Heronermus’la gelişimi devam eden vizyonun yayılması hızlanmıştır.
Rüzgar enerjisi sistemlerinin ortaya çıktığı ilk günlerde rüzgar türbinleriyle üretilen elektrik enerjisinin birim fiyatı fosil yakıtlarla üretilene göre oldukça yüksekti. Rüzgar enerjisi teknolojisiyle ilgili araştırma – geliştirme ve deneme faaliyetlerinin devam etmesi için devletin yardımına ihtiyaç vardı. Rüzgar türbinlerinin elektrik şebekesine entegre edilebilmesi ve teknolojinin yaygınlaşabilmesi için de devletlerin yardımına ve teşviklerine gereksinim duyulmaktaydı. Gerekli destekler için politik niyet farklı zamanlarda ve farklı derecelerde ortaya çıkmaya başladı. İlk olarak ABD, Danimarka ve Almanya bu teşviklerin öncüsü oldu. Şimdi ise rüzgar enerjisi sistemleri dünyanın büyük bir bölümünde farklı şekillerde teşvik edilmektedir.
Dünya rüzgar kaynağı 53 TWh/yıl olarak hesaplanmakta olup, günümüzde toplam rüzgâr enerjisi kurulu gücü 40.301 MW’tır. Bunun üçte biri Almanya’da bulunmaktadır. 2020 yılında 1,245 GW dünya rüzgar gücü hedefine ulaşmak için gereken yatırım miktarı 692 milyar Eurodur. Bu süre içinde üretim maliyetlerinin 3,79 Eurocent/KWH’dan 2,45 Eurocent/KWH’a düşmesi beklenmektedir. Rüzgar türbinlerinde küresel piyasa 2020 yılına kadar şimdiki 8 milyar Eurodan 80 milyar Euro yıllık iş hacmine çıkacaktır. Toplam potansiyeli en az 48.000 MW olan, yıllık ortalaması 7,5 m/s ‘nin üzerindeki bölgelerde günümüz fiyatlarıyla ekonomik olabilecek yatırımlar yapmak mümkündür. 2007 yılında gerçekleştirilmiş olan Türkiye Rüzgâr Enerjisi Potansiyel Atlası (REPA) ile ülkemizde yıllık rüzgâr hızı 8,5 m/s ve üzerinde olan bölgelerde en az 5.000 MW, 7,0 m/s’nin üzerindeki bölgelerde ise en az 48.000 MW büyüklüğünde rüzgâr enerjisi potansiyeli bulunduğu tespit edilmiştir. Türkiye’deki rüzgâr enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesi aşağıdaki gibidir.
- Çok Verimli: 8.000 MW,
- Orta Verimli: 40.000 MW

Avrupa Birliği Kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi bakımından dünyaya liderlik etmektedir ve yeni gelişmeler için en güçlü bölgedir. 2008 yılında yeni kurulan rüzgar enerjisi kapasitesi 8,4 GW’ın üstündedir. EWEA (Europen Wind Energy Association) ‘nın vermiş olduğu rapora göre AB’nin toplam rüzgar enerjisi güç kapasitesinin %15 artırılarak 2007 sonundaki 56,535 MW’lık seviyeden 64,949 MW’lık seviyeye geldiği belirtilmiştir. Rüzgar enerjisi kurulu gücü en fazla olan Almanya’da, bu endüstri, on yıllık 1996 -2006 süresinde yaklaşık ona katlanmıştır. 1996 yılında yapılan tahmin senaryolarında, 2005 yılında kurulu gücün 1600–5500 MW olacağı belirtilmişken, 2006 yılının ortalarında şebekeye verilen bu güç 19 300 MW’a ulaşmıştır. Bir türbinin kapasitesi 1996’da ortalama 375 kW iken, 2006’nın ilk yarısında 1200 kW’a çıkmıştır. Bu gelişmede “Elektrik Besleme Yasası (Electricity Feed- In Law)” nın ortalama kWh fiyatının %90’ını rüzgar gücü üreticilerine garanti etmesinin katkısı büyüktür. Ayrıca şebekeye girmede yenilenebilir enerjilere öncelik verilmektedir. 2020 yılında elektrik şebekesinde rüzgâr gücünün payının %20’ye çıkması öngörülmektedir. AB ve Türkiye’nin 2000 ve 2008 yılları arasındaki kurulu rüzgâr enerjisi kapasitesi aşağıdaki şekil 1 ve şekil 2’de verilmiştir. Şekil 1’de görüldüğü gibi 2000 yılından sonra RES (Rüzgâr Enerjisi Santrali) kurulu güç aranı yıllara göre ciddi bir şekilde doğru orantılı olarak artmıştır.

Şekil 2’den de anlaşılacağı üzere Türkiye’de yakın zamanda rüzgâr enerjisi yatırımlarına ciddi bir eğilim başlamıştır. RES yatırımlarının Avrupa baz alındığında çok düşük olduğu görünsede 2006’dan sonra bu yatırımların ciddi bir şekilde ivmelenerek hız kazandığını söyleyebiliriz. 2008 yılında 286 MW’lık yeni rüzgâr enerji kapasitesi eklenmiştir ve toplamda 433,35 MW seviyesine gelinmiştir.
Ülkemiz toplam enerji tüketiminin yaklaşık dörtte birini kendi öz kaynaklarından, kalan kısmını ise ithalat yoluyla karşılamaktadır. Enerjide kaynak çeşitlendirilmesine gidilmesi arz güvenliği açısından büyük bir öneme sahiptir. Verilerden de anlaşıldığı üzere ülkemizde bulunan rüzgâr potansiyelinden yeterli şekilde faydalanamadığımız gerçeği görülmektedir. En kısa zamanda bu potansiyelin kullanılması ve rüzgâr tesislerinin kurulması için mevcut bulunan enerji politikalarının eksikliklerinin giderilmesi ve üretime sunulması aşamasında gerekli kolaylıkların sağlanması gerekmektedir. Mevcut potansiyelin değerlendirilmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının piyasaya girişlerinin sağlanması ancak uygun destek mekanizmalarını içeren kanun, yönetmelik ve tebliğler kapsamında sağlanabilir. Bu kapsamda günümüz teknolojisi ile ekonomik kaynak belirleme araştırması yapılarak; kullanılabilir rüzgâr kaynakları belirlenmeli, gerekli vergi muafiyetleriyle birlikte bölgesel teşvikler yapılmalı, uzun vadeli sabit fiyat garantilerinin verilmesi gündeme alınmalı ve Ar-Ge çalışmaları kapsamında üniversitelere laboratuar ve gerekli maddi desteklerin sağlanması çok önemlidir.



